Ana içeriğe atla

Genç Werther'in Acıları

 



    Başlangıçta kitabı nasıl anlatsam diye çok yazıp yazıp sildiğim oldu, çünkü ne söylesem tam anlatamayacakmışım gibi. Özellikle bu kitabın yalnızca 2 haftada yazılmış olduğunu düşündükçe Goethe'ye olan hayranlığım bir kez daha artıyor. Hayatımda okuduğum, duyguyu bu kadar etkileyici bir şekilde okuruna geçiren nadir kitaplardan. Öyle ki bu kitapla moda akımı bile başlamış. Werther gibi giyinmeye başlayan bir kesim oluşmuş. Olumsuz etkisi ise kitaptan etkilenen bazı insanlar intihara sürüklenmiş. Hatta bu nedenle de kitabın bir dönem satışı yasaklanmış. 

    İçeriğinden kısaca bahsetmek gerekirse Werther genç bir hukuk stajyeridir ve Charlotte isimli bir kadına imkansız şekilde aşıktır, imkansızdır çünkü Lotte nişanlıdır. Dönemin katı toplumsal kuralları ikisinin birleşmesi önünde büyük engel taşır ve Werther'in ızdırap ve acılarla dolu tek taraflı aşk yaşar. 

    Kitapta bu acılarından arkadaşına yazdığı mektuplarda bahseder, dertlerini ona anlatır ve biz de bu mektuplarla Werther'in iç dünyasına göz atma fırsatı yakalarız. Onun o tutkulu ve derin ama bir o kadar masum aşkına şahitlik ederken hem onun için hem de böyle bir aşka sahip olamadığımız için kendimize yoğun üzüntü duyarız. 

    Kitap beni zaman zaman Balzac'ın eseri Vadideki Zambak'ı düşünürken buldurttu. İkisini birtakım konular nedeniyle benzettim. Sonuç olarak siz de böyle bir aşka tanıklık etmek isterseniz kendinizi ne kadar çabuk ve neden böyle bittiğini sorgularken bulmanız muhtemel. Okuyan varsa yorumlarda fikirlerinizi belirtirseniz çok sevinirim. 

Kocaman sevgiler <3

  • Son olarak kitaptan etkilendiğim bir kısmı bırakmak istiyorum :)
'Sabahleyin uyandığımda, güneşi bütün parlaklığı ve güzelliği ile görünce "Bugün onu göreceğim!" diye haykırıyorum. "Bugün onu göreceğim!" Artık gün içinde başka hiçbir dileğim yoktur. Her şey bu ümidin içinde eriyip gidiverir.'





Yorumlar

  1. Niyeyse bu kitap beni hiç çekmiyor. Evde yeterince ergen derdi çekiyorum bir de kitapta dayanamayacağım moduda mıyım neyim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutluyken mutsuz edebilecek, mutsuzken de daha depresif hale getirilebilecek bir kitap :D Daha nötr zamanlarda okunması tavsiye edilir :)

      Sil
  2. Ben okumadim ama okumak istedim bu yorumla.Gidip bakacagim nasil giyinmisler dye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen bitiverecek ama etkisi uzun sürecek bir kitap :))

      Sil
  3. evet yaa çok üzücü sarsıcı roman :) vadideki zambakla bağlantı olabilir evet :) goethe efsane tabi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle özellikle sonunda sarsılmayan etkilenmeyen yoktur bence :( Değil mi, ikisinin de aşkı ne yazık ki karşılığını alamadı.. Belki de bu kadar büyük bir aşk ancak karşılıksız kaldığında artabilir :)

      Sil
  4. Çok güzel olmuş. Ben de iki gün önce paylaştım kitabı. Pazar günü gazetede!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emek ve Değer

       Haftasonu ablamların ittirmesiyle Ege'de ilk kez zeytin toplama işine giriştim. Hem evde boş boş oturup ekran süremi daha da arttırmayıp hem de oksijen alayım dedim. Tedbili mekanda ferahlık vardır sözüne uyup çıktık yola. Başlarda her şey çok güzel gidiyordu, tırmıklarla zeytinleri indirmeler, biraz sitemler ve söylenmelerle yere saçılanları toplayıp kovalara doldurmalar... Ama normal yaşantımda az hareket edip spor da yapmayan, fiziksel aktivitesi sadece bir odadan bir odaya yürümekle sınırlı olan biri olduğum için malumunuz 1 saatte yorulmaya başladım. Hırslıyım ama devam ettim, sıcağı sıcağına fiziksel ağrı da pek hissedilmiyor. Oradan oraya koşturup durdum. Acısı bir gün sonra çıkacakmış fark edemedim.      Açık havada en sevdiğim şey kahvaltı, sohbet muhabbetle kahvaltı da edildi. Çaylar, kahveler de içildi. Kahve içip bir yandan zeytinleri dalından ayırırken de bu miniğe rastlandı. Sarılmış bir zeytin dalına kamufle etmiş kendini. Dalında...

Sonu Gelmeyen Planlar

   "Hayat; siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir." 

Kendime Kısa Bir Not

           Heyecan, tutku, çılgınca şeyler yapma isteği ve daha bir sürü duygu..      Çoğumuz özeniriz filmler, diziler, kitaplar hatta şarkı kliplerindeki o çılgınca yaşamlara. Yaşamak isteriz biz de öyle doyasıya. Cesaret denen şey devreye girdiğindeyse geri çekilir bakmakla yetiniriz sadece bunu başarmış insanlara. İçimizde çıkmayı bekleyen, bilinçaltına itelediğimiz şeyleri su yüzüne çıkarmaktan korkarız. Oysa ki bunu yapabilen insanları hep yadırgarız, belki de sapkın ya da deli diye nitelendiririz. 

Into The Wild

      Uzun zamandır filmler hakkında yazı yazmadığımı fark ettim, hele de son zamanlarda bu kadar sık film izlerken. Hayret doğrusu izlediklerim hakkında sohbet etmekten de inanılmaz keyif alırım. Son zamanlarda filmlerin yanında eski Türk dizilerini izlemeye başladım. Artık yabancı dizilerde yeteri kadar sıcaklığı hissedemiyorum sanırım. Avrupa Yakası'nı izlemek uzun zamandır aklımdaydı. İlk yayınlandığında daha ilkokul öğrencisi olduğum ve ardından uzun zaman önyargılı yaklaştığımdan olsa gerek şu yaşıma kadar bakmamıştım. Bir başladım tam oldu. Şu an her yerde Gülse Birsel ve Şenay Gürler hayranlığımı dile getiriyorum. Her neyse konu dizi/filmler olunca konudan konuya atlamaya başlamışım yine. Bak ne anlatacaktım nelerden bahsettim.